Kommunistischer Jugendverband (KJV)

Jugendliche ArbeiterInnen aller Länder, vereinigt Euch und kämpft gemeinsam!

Irkçılığa karşı kararlı bir şekilde savaşmak mı? Burjuva devletini parçalamak mı!

Posted by rkjv - März 4, 2011

Irkçılığa karşı protestolar , eylemler ve direnişler her zaman vardır. Buna rağmen ırkçılık hala toplumumuzun  alışagelmiş bir parçasıdır. Irkçı ve faşist eğilimler günden güne güçlenmektedir. Gösterişli protestolar ile “ bir işaret yerleştirmekle” ve burjuva iktidarını alkışlayarak tutarlı bir şekilde mücadele yürütülemez.

Sınıflı bir toplumda yaşadığımızı ve egemenlerin kendi taleplerini ezilen halk yığınlarına dikta etmeye çalıştığını gözler önüne sermeliyiz. Irkçılık bölünmeye hizmet etmekte ve biz işçi ve emekçileri sınıf mücadelesinde zayıflatmaya yaramaktadır . Irkçılığın kökü, ücret sisteminde yatmaktadır. Ücret sisteminde , işçiye verilen ücretle ve işçiye biçilen değer sonucunda , işçiler arasındaki rekabetle gelişmekte ve ırkçılık bu şekilde ortaya çıkmaktadır. Bunun üzerine de burjuva devleti , politikasını ve propagandasını inşa eder. Rekabet körüklenmekte, her kötü durum için kötü görünümler saglanmaktadir, bu da işçi sınıfını bölmek ve zayıflatmak için yapılmaktadır. İşçi sınıfının ortak cephesinden kaynaklı, ırkçılığın aksine dayanışma, özellikle ortak mücadele sonucunda olusan dayanısma bizleri sınıf mücadelesinde güclendirecektir. Irkçılığa karşı mücadelemiz, işçilerin ve ezilen halkların, kapitalist ücret sistemine karşı , sosyalist devrim için sadece tutarlı ve ortak mücadele ile gerçekleşebilir. Bunun dışında ki hersey görünürde bir mücadeledir ve dünya toplumunun çoğunluğunu aldatma anlamına gelmektedir.

Emperyalizm kendisini saldırgan ve ırkçı politikalarla simgelemektedir. Buda emperyalistlerin güç dengelerini korumaya yaramaktadır. Emperyalist güçler, yeni sömürge ve bağımlı ülkelerde elde ettikleri kâr íle kendi ülkelerinde refah sağlamaya calısmaktadırlar. Savaşlar sürdürülüyor, bagımlı ülkelerdeki halk kitleleri aşırı şekilde sömürülüyor, bununla birlikte kitlelerin yaşam şartları alt üst edilerek ucuz iş gücünün temelleri emperyalist merkezlerde (Modern Göç) oluşturulmaya çalışılıyor. Örneğin avusturya emperyalizmi kârını genel olarak doğu avrupa ve balkanlardan sağlamaktadır. Avusturya devleti yugoslavya savaşında dolaylı yer almaktaydı. Bu savaştan avusturya burjuvazisi ucuz iş gücünü avusturyaya taşımaktaydı, kendi kârını ozamanlarda güvenceye almakla birlikte hala balkan ülkelerinden kâr sağlamaktadır.

İltica politikasi, iç politika olarak devlet şiddetinin keyfi ve saldırgan uygulamalarıyla simgelenmiştir. Göçmenlerin toplama kamplarına sokulması ,kötü muamele görmesi ve öldürülmesi yada geri gönderilmeleri normalleşmiş durumdadır. Ailelerin parçalanması yaşam temellerinin yıkılması veya insanların ülkelerine geri gönderildiklerinde öldürülmeleri yada işkenceye maruz kalmalari ise bu durumda hic bir rol oynamamaktadır. Bir de yabancılar polisi var ki işçi sınıfı icerisinde kışkırtmaya dayalı devlet politikası uygulamaktadır. “Rot-Weiß.-Rot” kart ile göç puan sistemine dayalı gerçekleşecektir ki bu özelde ise kalifiyeli iş gücünün avusturya iş pazarına getirilmesi anlamina gelmektedir. Bunların, egemenlere kalifiyeli işçi olarak hizmet etmeleri, ücretlerin düşürülmesi ve bununla birlikte işçiler arasındaki rekabet keskinleştirilmeye çalışılmaktadır.

Yine egemenler, şu anki sömürü saldırısı ile işçiler arasındaki rakabet sonucu , “kriz tasarufu” ve tasaruf paketi başlıklarıyla kâr sağlamaktadırlar. Bu anlamda, bu saldırılar en cok işçi sınıfının göçmen ve gençlik kitlesini vurmaktadır. Çünki bu kitleler yedek ordu olarak iş pazarında tutularak ücretlerin düsürülmesi için öne sürülmektedirler. Güvencesiz iş şartlarıyla, nerdeyse yasal hiç bir güvenceleri olmadan ve bundan hareketle kendilerini en az koruyabilen kesim durumundadırlar. Aile yardımındaki kesintiler, zaten düşük olan emekli maaşının daha da düşürülmesi ve işin yoğunlaştırılması ( daha fazla emek istemi, is saatlerinde düzensizlik …) ve bu gibi saldırılar kriz bahane edilerek işçileri ve halk kitlelerini ağır bir şekilde sömürmek ve bizleri sosyal alanda kısıtlamalara , sosyal hakların gaspına ve iş şartlarının kötüleştirilmesine hazırlamayı hedeflemektedirler.

Emekçi göçmenler ise bu sistemden en az beklentisi olan kesimdir. Onlar yaşam ve iş pazarından en fazla nasibini alanlar olmakta ve yine burjuva egemenliginin patriarklar ( ata erkil ) yapısından en fazla etkilenen göçmenlerdir. Biçimsel haklar çoğu zaman var olmamakta ve çok kısıtlı olarak talep edilebilmektedir. Kalma hakkının engellenmesi, işten atmalar ve sınır dışı etmeler göçmenleri sistematik olarak burjuva demokratik haklardan yalıtmaktadır ve bu şekilde kapitalistlere „ucuz ücret işçilerini”   ağır şekilde sömürmeye olanak yaratmaktadır. Fuhus ve seks köleligi verilebilecek en bariz örneklerdendir. İşçi sınıfı icerisindeki göçmenlerin cocuklarına egitim sisteminden itibaren ailenin toplumsal durusunu yeniden üreten bir yol gösterilmektedir. Ayrımcılığa mahruz kalarak, dil sorunundan kaynaklı Sonderschule`lere  gönderilmekle ve bilincli olarak göçmenler kendi çocuk kreşleri ve okullarında diger ögrencilerden ayırt edilmektedirler. Bu ırkçı politikalar daha çocuk yasta bilinçlerde yansımasını bulmakta ve kesi olarak kitlelerin bölünmesine zemin oluşturmaktadır. Son olarak sunulan PISA arastırmaları üzerine burjuva medya ögrenim başarısının ve egitim işletmesinin engellenmesinden göçmenleri sorumlu tutmaktadır!

Hangi tutarlı direnisle ırkçılıga, faşizme burjuva devletine, kapitalizme ve emperyalizme mücadele etmeliyiz?

Bu mücadele ezilen kitlelerin ücret sistemine karşı, sınıfsız bir toplum için mücadelesidir. Şimdiye kadar sınıf mücadelelerindeki deneyimlerimiz ve bu mücadeledeki pratiklerimiz komünizmin gerçek olabilmesi için bir olanaktır. Kapitalist sistem ve kendi kurumları sendika önderligi yada hükümetler sosyalist devrim ile yıkılmalıdır. Çünkü sozyalizm gerçekten bir mevcut toplumun yıkılması anlamına gelir, bu toplumun kalıntılarını tamamen yok edebilmek için sürekliligi saglanmış bir mücadele gereklidir. Bu toplumun temelini degiştirmeliyizki, gerçekleri kendi taleplerimize göre düzenleyip ırkçılıgı tamamen ortadan kaldıralım. Bunun için kendimizi kapsamlı bir mücadeleye hazırlamalıyız, özellikle devrimci komünist bir çizgiyi takip ederek örgütlenmeliyiz. Buda burjuva önderlikten kendimizi tamamen koparabilme, ve radikal bir alt-üst oluşu, sosyal adeleten hiç bir yanılmaya olanak vermeden, günlük politik gelişmeleri göz ardı etmemek ve Reform mücadelesinde hedefi şaşırmamak ve toplumsal baglamda kendimizi eleştirel bir gözle bakarak tecrübelerimizden ögrenmeli bu anlamıylada komünist teori ve pratikde yakın bir ilişki saglıyarak enternasyonal dayanışmayı pratikte göstermeliyiz. Bu çizgi işçilerle ve ezilen kitlelerle ortak mücadele anlamına gelmektedir. Bundan kaynaklı, ilk olarak mücadelemizi burjuva devletine karşı yöneltmeliyiz. Şimdi devrimci komünist bir örgüt kurmak gerekmekdedir. Böylelikle sınıf mücadelesinde yani ücret sistemine karşı mücadelede bir silaha  sahip olalım.

Burjuva diktatörlügüne karşı devrimci mücadelede örgütlenelim!

Komünizm için birlikte  mücadele edelim!

Sorry, the comment form is closed at this time.

 
%d Bloggern gefällt das: